Ana Sayfa 

Şiirler

- Hayatın Gerçekleri - 

 

Yol Yolcu’ya Hasret

Hani bir insan vardır ya, binlerce insanın arasında.
Tek başına yürür, omzu çökük, mahzun, elleri ardında.
Amaçsızca savrulup giden korkunç kalabalığa inat.
Kim bilir ne ham hayal kurmuştur uslanmayan aklında.

Hani bir ağaç vardır ya, engin bir bozkırın ortasında.
Tek başına büyür, solgun yaprakları vardır dalında.
Gündüz kavuran güneşe, gece donduran ayaza inat.
Kim bilir kaç badire atlatmıştır düşen yıldırımlarda.

Hani bir yol vardır ya, uzanır evrenin sonsuzluğunda.
Tek başına başlar, yine tek başına kalırız sonunda.
Ezelden ebede giden yolun bilinmezliğine inat.
Kim bilir kaç yolcu ömür tüketmiştir bir hayal uğrunda.

Hani bir yolcu vardır ya, ufka giden yolun ortasında.
Tek başına yürür, başı eğik, yorgun, çantası sırtında.
Çıkan fırtınaların uğultulu rüzgârlarına inat.
Kim bilir kaç kez tökezlese de devam etmiştir yolunda.

Hani bir yol vardır ya, kıvrım kıvrım dağların arasında.
Uzanır bazen orman içinde, bazen engin yaylalarda.
Hep ayakta kalır azgın sellere, heyelanlara inat.
Kim bilir kaç yolcu aradığını bulur kendi yolunda.

Hani bir yolcu vardır ya, muhtaç olur yola, çıkmasa da.
Elbet bir gün çıkarım diye bekler, hazırlık yapmasa da.
Kader yolunun, yolcusuna çektiği hasretliğe inat.
Kim bilir kaç mevsim geçmiştir yürünmeden vuslat yolunda.

20.06.2019

...

Bayramlar - 68

Bayram gelince hüzünleniyorum.
Kışın yanıyor, yazın donuyorum.
Tüm insanlar bencileyin mahzun da,
Hüznü bir tek ben mi fark ediyorum?

20.09.2009, Ankara

...

Hayal Dünyası - 45

Dün yine hayale daldım rüyamda.
Gizemli gülücüklerle salınan.
Yosmaların dolaştığı bulvarda.
Amaçsızca yürürken kaldırımda.
Söndü rıhtımdaki ışıklar birden.

Şaşkın, şaşkın bakınırken etrafa.
Düşünceli ve dalgın yürüyordum.
Girmeden meraklı kalabalığa.
Ve gıpta edenlerin bakışına.
O’nun geldiği yöne gidiyordum.

Gördüm O’nun da bana baktığını.
Gülümseyerek yanımdan geçerken.
Yarın için heba etmedim An’ı.
Dünden gelen atinin ışığıydı.
Umutlandı ruhum O’na bakarken.

Benim için birden sönen ışıklar.
Onların yolunu aydınlatmakta.
Sevene engel değil karanlıklar.
Kendini umutsuzluğa atanlar.
Geleceği geçmişte aramakta.

...

Nasıl Bir Dans - 44

Sahnede ne cezp ol, ne cezp et.
Keyfine bak, hiç durma dans et.
Her an sana destek olacak.
Bir kavalye ile devam et.

...

Mağrur Olma - 43

Sakın mağrur olma yürürken.
Etrafından ders al yaşarken.
Hazır olunca çık yoluna.
Yılma, hedefine varırken.

Gerçek hayalden ibarettir.
Ebedi olan sadakattir.
Yanlış yapanlar emsal olmaz.
Erdemli olmak asalettir.

...

Gönlümün Susamışlığı - 40 

Ruhumun sevgiye olan açlığını,
Senin aşkınla dindirmek istiyorum.

Göstermek için içimin yandığını,
Ansızın karşına çıkmak istiyorum.

Gülümseyen gözlerinin yakıcı ışığını,
Alıp da gönlümde tutmak istiyorum.

Hasretinden coşup akan gözyaşını,
Yanan kalbime akıtmak istiyorum.

Dudaklarının sıcak canlı ıslaklığını,
Doya doya emip kanmak istiyorum.

Boynumda nefesinin sıcaklığını,
Duyup usul usul yanmak istiyorum.

Koynumda ak teninin yumuşaklığını,
Bağrıma basıp uykuya dalmak istiyorum.

Hissedebilmek için ruhumda varlığını.
Bir an önce sana kavuşmak istiyorum.

Anlamlı hale getirmek için hayatını.
Gelip sana layık olmak istiyorum.

Dindirmek için gönlümün susamışlığını.
Diz çöküp önünde yalvarmak istiyorum.

Göstermek için sana bağlılığımı.
İnan ki, ölümden bile korkmuyorum.

...

Çelme Takmak - 39

Kıskançlık gözü kör, kulağı sağır eder.
Kin beslemek bizleri hüsrana sevk eder.
İnsandan başka canlı var mıdır acaba?
Biçareyi bile çelme takıp mahveder.

...

Haz ve Elem  - 38

Sevmek haz almak mı, acı çekmek mi?
Yoksa benliğimizle hissetmek mi?
Duygular saklanmamalı gönülde.
Haz ve elem yoksa bu yaşamak mı?

...

Fırtına - 37

Demir alındığında engin denize.
Ne kadar da güvenir insan kendine.
Dağ gibi sağlam gemide emniyette.
Efil efil esen rüzgârla seyir edilirken.
Birden çıkan fırtınan dehşetinden.
Herkes titrer yüzleştiği kaderinden.
Çaresiz kalınca insan semaya bakar.
Güvenle tutunacak bir yardım eli arar.
Yeni bir umut doğarsa umutsuzluktan.
Limana sığındı mı gemisiyle kaptan.
Dünyanın en mutlu insanıdır o an.
Parçalanmış olsa bile dalgakıran.

Nisan 2016

...

Elle Övünmek - 36

Öğrendiğimize uymadıkça,
Okumanın hiç bir yararı yok.
Taş üstüne bir taş koymadıkça,
Elle öğünmenin faydası yok.

14.08.2009

...

Senin Yerin - 35

Sen yanımda olunca.
Gecem bile aydınlık.
Sen uzakta olunca.
Gündüz bile karanlık.

...

Ölüm ve insan - 34

Ölüm ne zaman gelecek diye.
İnsan kaderi ile hesaplaşır.
Gerek var mı ki hesap etmeye.
Her fani ölümü canında taşır

28.07.2013, Ankara

...

Mazlumun Ahı - 33

Kırma kimsenin kalbini.
Yalnız başına kalırsın.
Darda bulursan kendini.
Kime yaslanıp ağlarsın.

Kesme yoksulun rızkını.
Bir lokma ile doyarsın.
Alma mazlumun ahını.
Sonra pişmanlık duyarsın.

Dinle halkının sesini.
Derdi içinde kalmasın.
Herkes söylesin fikrini.
Kimse yoksunluk duymasın.

...

Her Şey Fani - 32

Bir fani bir faniye ne yapabilir ki?
Bir muhtaç bir muhtaca ne verebilir ki
Muhtaç olana dağıt malını yaşarken
Hak vaki olunca elinden ne gelir ki?

Gönüllerde taht kurar iyilik yapanlar.
Ebedî yaşar ilimle meşgul olanlar.
Yaz bitiminde kuruyan nebatat gibi.
Sonunda irtihal eder günü dolanlar.

10.05.2008, Ankara

...

Tarihte Yolculuk - Balkan Bozgunu - 31

Şuurum açıkken rüyaya daldım.
Pandarlar, beldarlar*, kaleler gördüm.
Dağlarda askerler, siperler vardı.
Kendimi tarihte yaşarken buldum.

Türklerin cümlesi dökülmüş yola.
Yaklaştım kervana verince mola.
Sordum kafile beyine “hayırdır ?”.
“Kaybettik” deyip sarıldı boynuma.

Niğbolu, Manastır, Selanik, Keşan.
Yürekleri dağladı feryat figan.
Düştüler haçlının eline bir bir.
Galiçya, Kosova, Karadağ, Boğdan.

Balkanlar yıllarca en kadim yurttu.
Yağız atlar Tuna boyunda koştu.
Görünce yüreğim yandı kor gibi.
Şehirler, obalar, yaylalar boştu.

Derin bir acıdır hatıra kalan.
İçimiz yandı da olmadı duyan.
Tehcire soykırım diyenler varsa,
Balkan bozgunu soykırımdır inan.

12.03.2011, Ankara

Beldar: Osmanlı Ordusunda, dağ geçitlerini açan, temizleyen, koruyan ve buralardan geçenlerin güvenliğini sağlayan görevliler.

...

Karşılıksız Sevgi  - 30

Sevgilim diye gönlünü avuttuğunu,
Canımsın diye arzunu uyuttuğunu,
Anlarsın bir gün yapayalnız kaldığında,
Kara sevdanın karşılıksız olduğunu.

05.11.2017

...

Umutsuzluk - 29

Aydınlıkta umut kalmadıysa eğer,
Pervaneler bile karanlığa uçar.
Kaderimiz bir kere döndüyse eğer,
Ruhumuz bile ansızın bizden kaçar.

26.08.2011, Ankara
...

Aşk Acısı - 28 

Her dikenin acısı çekilir gülü için,
Kaç kez fırtına yaşanır aşkı bulmak için,
Vuslatı da hasreti de zordur sevgilinin.
Hep acı çekmek mi gerek aşkı tatmak için.

Anı yaşatan sevgiliye âşık olunur.
Hiç konuşmasa da yanında huzur bulunur.
Öyle bir etkilenir ki insan sevdiğinden.
Acı çekmek ne ki, uğruna kurban olunur.

---

Kalabalıkta Yalnızlık - 27

Hiç aklımda yoktu kalabalıkta yalnızlık.    
Amaçsızca yürürken gönlümdeki halsizlik.
Binlerce insanın arasında olsam bile.
Yalnızlık acısı çektirir bana sensizlik.

07.06.2008, Ankara

---

Boşa Edilen Yemin - 26

Haksızlık karşısında boyun eğen mütevekkiller.
Halkın emanetine sahip çıkamayan vekiller.
Göreve başlarken edilen yemin unutuldu mu?
Sizleri de kurtaramaz yapılan karanlık işler.

04.08.2007, Ankara

---

Akdağ*  (25)

Doğup büyüdüğüm Köyün karşısında
Bilmem kaç kere heybetini gördüğüm,
Ufkuna dalıp da yazın sıcağında,
“Çıkılır mı” diye hep hayıflandığım.

Uzaktan uzağa umutsuzca bakıp,
Zirvene çıkmayı elbette düşlerdim.
Sonra hayal dünyasından sıyrılıp,
Önümdeki kara toprağı işlerdim.

Zirven karlı Ağustos ayında bile,
Bunalan gönülleri ferahlatırdın.
Buz gibi kardan yapılan şerbet ile.
Kavrulan bedenleri  serinletirdin.

Umudun sığındığı limandır gönül.
Hayal edilen arzular gerçek olur.
Hep zirvene çıkmayı istedi gönül
Kavuşacağız Akdağ bekle ne olur.

29.05.2013, Afyon

*   1-2 Mayıs 2013 Tarihince Afyonkarahisar Sandıklı ve Dinar ilçeleri ve Denizli’nin Çivril ilçesi arasında yer alan Akdağ zirvesine tırmanış vesilesi ile yazıldı.

---

Doğadaki Senfoni*  (24)

Doğal güzellikler etrafı sarmakta,
İşte size bir cennet yaşamak için.
Sıra dağlar bulutlara yaslanmakta,
El değmemiş bağrını korumak için.

Baktıkça insan hayallere dalmakta,
Hangi manzarayı seçerseniz seçin.
Her biri ayrı beste gibi durmakta,
Senfoni gerekmez bu manzara için.

Yamaçlardan göle sis perdesi iner.
Hafifçe yağmur çiseler yel esmese de.
Boynu bükük pervaneler mahzun eder.
Değirmenler bizi görüp sevinse de,

Ateş etrafında uçuşup dökülen,
Çıngı mıdır, pervane mi anlamak zor.
Soğuktan kaçıp birbirine sokulan,
Raks edip titreyen alevi tutan kor.

Yaprak hışırtısı, dere şırıltısı,
Eklenir dingin sessizliğin sesine.
Çadıra düşen yağmur tıpırtısı,
Huzur ve uyku verir tüm bedenime,

Cananın ipeksi teni gibi duran,
Taç yapraklara düşen her çiğ damlası.
Seher vakti yârin gözlerinden akan,
Gözyaşının yanaklarından sızması.

Yaylaların otlaklarından geçerken,
Soluk aldıkça haz alınır koynunda.
Gür otlar nazlı nazlı dalgalanırken,
Ilgın ılgın esen hazan rüzgârında.

Baktıkça doğal güzelliklere dağda,
Yürüsem de içim içime sığmıyor.
Nefes almaya doyamadım bağrında,
Gözümü kapatsam zihnimden çıkmıyor.

Ayrılmasam hiç, gönlüm kaldı sihrinde.
Alın, yeşilin parçası olmak için.
Suyun sesini dinleyip her derede,
İkbale giderken çağıldamak için.

Dalın altından, çiğin üstünden aşıp,
Uzanıp gazellere gamı unutun.
Hayal dünyanızda bir rüyaya dalıp,
Geçin kıvrımlı yollarından huzurun.

Doğaya ne de güzel şekil verilmiş.
Kıymetini bilene sunulmak için.
Renkler ahenkle birbirine karışmış.
Anlayana armağan olması için.

Gölün yamacını ahenkle sıralı,
Mavi ladinler, sarıçamlar sarmakta.
Hoş kokulu gülleri ve zambakları,
Cıvıltılı kuş sesleri ile kokmakta.

Harmoniyle başlayan ebemkuşağı,
Karşı tepeye usulca uzanmakta.
Yıldırıma boyun eğen sedirler,
Yamaçtaki köknarları kıskanmakta.

12.11.2012, Bolu

*          10-11 Kasım 2012 tarihinde Yeni Rota ile Bolu Göynük’te Çubuk Gölünde kamp kurulup oradan Sülüklü göle yapılan doğa yürüyüşünde karşılaşılan doğal güzellikler sebebiyle yazılmıştır. 

---

İş ve Eş Gerek  (23)

Mutlu olmayı istersek eğer.
Aşımızı sağlayacak bir iş,
Ruhumuzu okşayacak bir eş, 
Vazgeçilmez değerlermiş meğer.

28.02.2008
---

Nasıl Bir Kadın (22)

Kadın dediğin gözlerinin içi gülmeli.
Baktığı erkeğin yüreğini eritmeli.
Ilık su gibi aktığı yeri ısıtmalı.
Sevdiceği yanında derdini unutmalı.

Ankara, 01.06.2008

---

Nasıl Bir Eş  (21)

Vermeden sorumluluk yüklenir.
Kısrak gibi çalışır tıkır tıkır.

Etrafına canlılık ve neşe saçar.
Şuh, şen ve şakraktır fıkır fıkır.

Birlikte olduğuna ilham verir.
Aklı başında, zekâsı pırıl pırıl.

Gözlerinin içi derinden güler.
Baktığına hayat verir ışıl ışıl.

Aşk iksiri içmeden bile sarılır.
Nirvana’ya* götürür usul usul.

İşte böyle bir eş ile yuva kurulur
Ömür boyu hep yanında durulur.

02.08.2008

* Nirvana: İnsanın aşırı istek, hırs ve tutkularından kurtularak eriştiği salt mutluluk

---

Ayrılık - Veda (20)   

Ruhuma hükmeden güzel neredesin?
Sensiz ruhum bedenimde neylesin.
Cânım, cânânım olsa da ne fayda,
Hep kavuşmayı bekledim gelmedin.

Yazıklar olsun ey sevdiğim sana!
Ayrılığı mı layık gördün bana,
Git bakalım demeye dilim varmaz.
Ruhumla olacaksın hep yan yana.

05.11.2008, Ankara

---

Ben Bende Sen Sende  (19)

Benim Ben’im bendedir.
Senin Sen’in sendedir.
Herkes kendi yolunda,
Gerçek hayat böyledir.

Bende erdem olmazsa.
Sende sevgi kalmazsa.
Aynı yolda yürünmez,
Benlik ortak olmazsa.

Senin arzun bendeyse.
Benim arzum sendeyse.
İki gönül kavuşur.
Dünya karşı gelse de.

Elem ruhu yakarsa.
Bade kabı taşarsa.
Tutma beni yolumdan.
Benlik seni aşarsa.

22.06.2012, Ankara

---

Hayatımız Oyun (18)

İnsanın arzda yaratılacağı,
Arzın da bir anda son bulacağı,
Bilinir hep, can bedenden çıkınca,
Ruhumuzun ebedi kalacağı.

Ölüm acısının can yakacağı,
Vefatın bir dönüşüm olacağı,
Bilinir cümle âlem tarafından,
İlahi adaletin yerini bulacağı,

Ömrühayatın oyun olacağı,
Er ya da geç sürenin dolacağı,
Söylenir hep, Azrail geldiğinde,
Sevenlerin geride kalacağı.

05.05.2012, Ankara

---

Mabette Eşitlik (17)

Namaz eşitliğin en güzel örneğidir.
Kıyamda başkasının önüne geçilmez.
Mabette ön saflar hep erken gelenindir.
Saf tutarken zengin ya da fakir fark etmez.

Kul hakkı kulun, hesap dünyada verilir.
Borç hanesine yazılanlar affedilmez.
Derlenip toplanıp deftere geçirilir.
Ödenmek istense de dünyaya dönülmez.

Ömrümüzün en son yoklaması bellidir.
Hesap verilmeden musalladan inilmez.
Cenazeye gidilmesi bir gelenektir.
Cemaate sorulmadan mevta defnedilmez.

Orda “merhumu nasıl bilirsiniz” denilir.
Gerçek itibarımız ölmeden bilinmez.
Dürüst yaşarsak, hakkımız helal edilir.
Helalleşmedikçe kul hakkı hiç silinmez.

15.05.2009

---

Hesap Günü (16)

Hem derin imanlı görünüp,
Hem de yetim hakkı yiyenler.

Hem hâkim cübbesi giyinip,
Hem de haksız karar verenler.

Hem sağlam meyveyi gösterip,
Hem de alttan çürük verenler.

Sanmayın ki, hak unutulup,
Yapılanlar size kar kalır.

Dünyada defterler dürülüp,
Ahirette hesap verilir.

08.06.2008

---

Vurguncular (15)

Ey azgınlar ve soyguncular,
Ey yüzsüzler ve vurguncular,
Bin bir türlü hilekârlıkla,
Mağdurları kandıranlar.

Koltuktan kazanç sağlayanlar,
Vurguncuya ortak olanlar,
Halka zulümde azarlarsa,
İki cihanda bahtsız olurlar.

Haksızlıkla gelen bir akar,
Sanmayın ki kalır size kar,
Er geç sizi de yutacaktır.
O beslediğiniz riyakâr.

Ebediyen sürmez ününüz,
Bu makam ve şöhret gününüz.
Hiç güvenmeyin o köşklere,
Bir günde dağılır sürünüz.

12.06.2013

---

Sevgili  (14)

İnsan sevmiyorsa birini hayatta uyuyor demektir.
Yaşasa da, uyku her fani için yarı ölüm demektir.
Yaşamak istiyorsak hazzı doya doya dünyada eğer,
Aklımızı başımızdan alacak bir sevgili gerektir.

--- 

Annesi Ölen Bebekler (13)

Savaşta ölen annesini emmeye çalışan bebekler.
Ezilen yavrusunun yanında titreyen kelebekler.
Yaptıkları vahşetin farkında mıdır acaba insanlar?
Ettikleri zulümler yüzünden hepsi de kaybedecekler.

Bebek de, kelebek de sessizce etrafına yalvarmakta.
Yanından geçen vicdansıza inat hayata tutunmakta.
Sessiz çığlıklar göğe yükselirken mahzun bakışlarından.
Hiç de aldıran yok! Ne akıl ne insaf kaldı insanlıkta.

İnsanlar hiç mi ders almayacak gördükleri kelebekten?
Bir gün acı duyarlar mı acep savaşta ölen bebekten?

30.04.2009

---

Asil Kısrak (12)    

Dizginleri eline alan yiğit, atları coşturmalı.
Nice çetin yollardan aşırıp menziline koşturmalı.
Öyle bir tutkuyla binmelidir ki altındaki kısrağa,
Asil kısrak tutkulu yiğidi bulutlara uçurmalı.

30.04.2009

---

Acele Etme (11)

İnsan ve şeytan ezeli düşmandır.
En büyük hatan haddini aşmandır.

Yavaş ol, koşturma yolda yürürken.
Hakka hep dikkat et karar verirken.

Acele etme, düşün konuşurken.
Dur, terk edip gitme söz söylenirken.

12.01.2010, Ankara

 

---

Doğruyu Bulmak (10) 

Yoksa gidecek yolunuz; ataların izinden gidiniz.

Aksi doğrulanana kadar, her doğruyu kabul ediniz.

Kesin doğru diye bir hüküm yoktur, bilimin temelinde.

Doğruyu, buluncaya kadar aramaya devam ediniz.

 

07.06.2008, Ankara

 

---

Cennetin Yolu  (9)

“Kocası, karısının hem cennetidir, hem cehennemi”.

Kadının, kocasına gösterdiği davranış biçemi,

Kadını, Mahşerde cennete veya cehenneme çeker,

Kocasına ise dünyayı cennet veya cehennem eder.

 

Karısı, kocasının hem cennetidir, hem cehennemi.

Kocanın, karısına gösterdiği davranış biçemi,

Adamı, Mahşerde cennete veya cehenneme çeker,

Karısına ise dünyayı cennet veya cehennem eder.

 

Birbirleriyle iyi geçinmeseler de ilk yıllarda.

Karı-koca, birbirine yoldaş olur son zamanlarda.

Madem ki, hoş görülü olup birbirini severler.

Bu cihanda ya da iki cihanda cennete giderler.

 

18.08.2009, Ankara

 

---

Evlat Acısı Gibi (8)

Çoban baba ne kadar da sevinmişti oğlu olduğuna.
Kimseler inanmamıştı çocuğun tarlada doğduğuna.
Büyüsün adam olsun diye yelden bile sakınılırken.
İnanamadılar çocukluk çağının elden uçtuğuna.

Gönderdiler okula beyaz kazakla elinde çantası.

Çocuk gördüklerinden, yoktu üzerinde siyah forması.

Öğretmen, “bu çocuk küçük, büyüsün de getirin” deyince.

Annesi fısıldadı “evde bakacak yok, bakar hocası”.

 

Göz açıp kapayıncaya kadar nasıl da bitti ilk okul.

Yoksul Anadolu köyünde yoktu gidecek başka okul.

İlla ki uzak yerlere gitmek gerekir okumak için.

Yokluktan kurtulmanın yolu, bitirmekti bir yüksek okul.

 

Öğretmeni: “bu çocuk okumalı bir çaresi bulunur”.

Unutma ki, kaçırılan fırsatlar için pişman olunur”.

Babası: “cahilim, hor görme, ben de bilirim pişmanlığı.

Oğlum için ölürüm, lakin, geçim yolu nasıl bulunur”.

 

İlim için, öğrenmek için nice dağlar, iller aşılır.

Kola yastık diye yatılır, açlığa bile alışılır.

Fakat!, kaf dağı gibi engel var yoksul ailenin önünde.

Bu yoklukta yol ve okul masrafları nasıl karşılanır.

 

Çocuk yalvarır gibi bakar babasına, gözleri yaşlı.

Karşı gelemez, umutsuzca bekler, biraz da çatık kaşlı.

Çaresiz kalan baba, uzaklaşıp kuytu yere çekilir.

Ağlar sessizce, görünmek istemez kimseye gözü yaşlı.

 

Sonra, sanki suç işlemiş gibi, çekinerek geri gelir.

Üzüntü, sıkıntı ve bitkinlikten başı öne eğilir.

“Ne kadar sevinmiştim oğlum olduğuna yıllarca önce.

Bu acı ise, evlat acısı gibi” diye mırıldanır.

 

Çoban kardeş: “bak, üzülme belli ki ağlamışsın sözüme”.

”Yok hocam, erkekler ağlamaz, toz kaçmış olmalı gözüme”.

Deyip ekledi baba “çocuğu okula gönder dersin ya,

Yoksulluk ve çaresizlik bıçak gibi saplanır göğsüme”.

 

29.05.2009, Ankara

 

----

 

Hayatın Anlamı (7)

 

Yoksa, uğrunda yaşanacak bir amacın ve idealin,

Yaşamanın da, çalışmanın da bir anlamı yok demektir.

Varsa, hayatında çaba göstermeye değer bir hedefin,

O, hayatta kalmaya değecek, gerçek bir sebep demektir.

 

Sahip isen bir amaca gerçekçi ve ulaşılabilir,

Umutlanır, çalışır ve kaygılanırsın ulaşmak için.

Kaygılar nasıl olur da hayatımızı mahvedebilir,

Aksine, şevk ve heyecan verir insana yaşamak için.

 

Dostlarımızla karşılaştığımız zaman gülümseyerek,

Nezaket gereği birbirimize hal hatır sorduğumuzda.

Yutkunarak, “iyiyiz” diye cevaplarsak istemeyerek.

İnan, acınacak haldedir dostumuz da, dostluğumuz da.

 

26.10.2008, Ankara

 

---

 

Hazırlık (6)

Başın derde girerse,
Akıl veren çok olur.
Garip kimse düşerse,
Yardım eden yok olur.

Başta tedbir alırsan,
Yolda olur azığın.
Bir gün zorda kalırsan,
Ele gelir yazdığın.

İbret alda Karun’dan,
Mağrur olma yürürken.
Fazla yeme hazırdan,
Elde işin var iken.

İhmal etme bilimi,
Orta yerde kalırsın.
Aman koru dilini,
Yoksa darda kalırsın.

Hayat zaten kısadır.
Bir de kendin kısaltma.
Ömrü yıkan tasadır.
Eşi dostu bunaltma.

Dünya sınav yeridir.
Mahşer için hazırlan.
Miskin olan delidir.
Zinde olur çalışan.

23.02.2008, Ankara

 

----

 

Kalp Kırılması (5)

Kırma! Kalp kırmak vazo kırmaya hiç benzemez.
Sesi çıkmaz ama acısına dayanılmaz.
Her istediğini yapmak değildir özgürlük.
Dikkat et! Sanma ki mazlumun ahı alınmaz.

26.11.2008, Ankara

 

---

 

Ölüm ve Eşitlik (4)

Eser rüzgâr dağdan ovaya çünkü ovalar engin.
Var mı ölümsüzlüğe çare bulan bir bilgin.
Neler vermez ki hayatta kalmak için insan.
Zenginlik nafile, sonunda düşeriz dingin.

Ruhlarımız bedenden sessizce çıkmasaydı.
Yiğitlerin ölümden korkusu olmasaydı.
Ah!, ölüm engellenebilir miydi acaba,
Sevenlerin sevgisi yârine kavuşsaydı.

Ahir ömründe dört kolluya bindiği zaman,
Sen yoksuldun, bendim sırça saraylarda kalan,
Sen kurtulurdun, benim dünyam olmalı ebedi,
Ben mahvoldum der miydi yoksula zengin olan.

Dünyalık ecelin vakitsizce dolduğu an.
Azrail etrafında gülerek döndüğü an.
İnan, durduramazsın ruhun yolculuğunu,
Maldan da, yardan da geçme vaktin geldiği an.

Sağlıklı, güçlü ve zengin olsa da insanlar.
Elbet bir gün hasta, güçsüz ve yoksul kalırlar.
Her insan aynı şekilde uzanır toprağa.
Çıplak bedenle ilahi huzura çıkarlar.

Zengin, fakir, beyaz veya zenci, ne fark eder.
Sırası gelen beklemeden toprağa düşer.
İnan ki gerçek eşitlik yaşanır ölümle,
Cepsiz elbiseyle adalet tecelli eder.

07.06.2008, Ankara

 

---

 

Cevabı içinde olan sorular (3)

Ortalıkta avare dolaşan mı hayata bağlıdır,          
Yoksa amacına ulaşmak için candan çalışan mı?

Önüne geleni kıran, azarlayan mı sevimlidir,
Yoksa karşılıksız gülümseyen ve iyilik yapan mı?

Önde gideni kıskanan ve engelleyen mi kazanır,
Yoksa kendi işine bakıp, canla, başla çalışan mı?

Eline bir iş alıp durmadan çalışan mı yorulur,
Yoksa elindeki işi angarya olarak gören mi?

Durmadan okuyup kendini yenileyen mi körleşir,
Yoksa hiç okumayıp, okuyanları küçümseyen mi?

Topluma yön veren sanatla beslenen mi kültürlüdür,
Yoksa ömründe bir kez bile tiyatroya gitmeyen mi?

Geç vakte kadar yatıp uyuyan mı başarılı olur,
Yoksa erken kalkıp yürüyen ve düzenli çalışan mı?

Sırça sarayda kendi başına yaşayan mı mutludur,
Yoksa her zaman dostları ile hayatı paylaşan mı?

Yaşamak, çatlayana kadar yiyip sonra kusmak mıdır,
Yoksa yediklerini aç ve muhtaçlarla paylaşmak mı?

24.05.2008, Ankara

 

---

 

Dinleyen Dinlenir (2)

 

Muhalif olsak da bir insanın fikrine ve zikrine her ne kadar.
Nezaketle dinlemeli, kesmemeliyiz sözünü durana kadar.
Acele etmemeli, kızmamalı ve gitmemeliyiz huzurundan.
Sonra tek, tek söylemeliyiz düşüncelerimizi sonuna kadar.

Sözünü dinlediğin insan, mutluluk duyar ve güvenir kendine.
Değer verilmenin rahatlığı ve olgunluğuyla bakar yüzüne.
Kendi düşüncelerine de önem verildiğinin kıvancıyla,
Hep saygıyla dinler seni, önem verir ve inanır senin sözüne.

 

Ankara, 02.08.2008

 

---

 

İnsanlık Nerede? (1)

 

Sorsanız, “diğer canlılarla farkımız nedir?” diye.
Söylenir hep, "bizdeki amaç ve iradedir" diye.
Bir gün, bu özelliklerimizi yitirirsek eğer,
Çaresiz hayıflanırız "insanlık nerede" diye.

Ankara, 03.05.2008

 

    

©1996-2017 hasancoban.com portalında verilen bilgiler kaynak gösterilmeksizin kullanılamaz.